şeyh osman nuri bağdadi

2008-11-16 15:05:00


Şeyh Osman Nuri Efendi 1881 tarihinde Osmanlı devletinin Bağdad Vilayetinde doğdu. Babası Muhammed Emin Efendi, Annesi Fehime Hanımdır. Şeyh Osman Nuri Hazretleri çocukluk ve gençlik yıllarında bir taraftan dünyevi ilimler öğrenip, askeri okullardaki tahsilini yürütürken, diğer taraftan’de babası tarafından Bağdad’ta özel olarak tutulan hocalardan, lisan dersleri alıyor ve Medreselerdeki hoca efendilerden’de Kur’an, Tefsir, Hadis gibi islami ilimleri öğreniyordu.

Şeyh Osman Nuri Efendi yukarıda bahsedilen ilimler ve tahsil hayatının yanında, Irak’ın büyük Mutasavvıflarından Şeyh Ömer Ziyaeddin Hazretlerinin dergahında tasavvufi eğitiminide sürdürüyordu.

Şeyh Osman Nuri Efendi Hazretlerinin babası, Muhammed Emin Efendi’de Şeyh Ömer Ziyaeddin Hazretlerinin babası ve Büyük Mutasavvıf Şeyh Mevlana Halid Hazretlerinin halifesi olan, Şeyh Osman Seraceddin Tavili Hazretlerinin bağlılarından idi.

Osman Nuri Efendi, İstanbul’da askeri okulda öğrenci iken, Şeyh Ömer Ziyaeddin hazretlerinin, İstanbul da bulunan bir tarikat görevlisinden ilahi bir işaretle tasavvufi bağlılığını yapmıştır. Daha sonra kendileri okul tatillerinde ve mezun olup subay olarak atandığı Bağdad’ta Osmanlı Ordusundaki vazifesi esnasında, çok güç şartlar içerisinde olmasına rağmen Şeyh Ömer Ziyaeddin hazretleninin ikamet ettiği Biyara ya ziyaretler yaparak, Mürşidin sohbetlerinde ve manevi feyizlerinden istifade etmeye çalışmıştır.

Şeyh Osman Nuri Efendinin mürşidi, Şeyh Ömer Ziyaeddin Hazretleri Miladı 1900 yılında ahirete irtihali ile, yerine geçen oğlu Şeyh Muhammed Necmettin hazretlerine de aynı ilahi aşkla bağlanmış ve Şeyh Necmeddin hazretleri tarafından irşad edilmiştir.

Şeyh Osman Nuri Efendi Hazretleri, Cenab-ı Hakkın yardımı ve mürşidlerin himmetiyle, hem zahiri ilimleri, hemde manevi ilimlerde zirve bir şahsiyet oldu.

Şeyh Osman Nuri Efendi, İstanbul’da girdiği Harbiye Mektebinden Piyade sınıfından Subay olarak mezun olduktan sonra, Osmanlı devletinin Bağdad’ta bulunan Ordusuna atandı. 1914 yılında başlayan 1.Dünya savaşında Erzurum, Kars Cephesinde (Şark Cephesinde) görevlendirildi. Savaş meydanında gösterdiği cesaret ve kahramanlıkları, yanında asker olarak çarpışanlar tarafından övgüyle nakledilmiştir. Dört yıl süren bu harpten sonrada, Mardin, Derik, Diyarbakır ve Elazığ’da çeşitli askeri hizmetlerde bulunmuştur. Şeyh Osman Nuri hazretleri otuz yıla yaklaşan askerlik hayatını, Kıdemli Binbaşı rütbesinde, Elazığ Askerlik Şube reisi iken emekliye ayrılarak noktalamıştır.

Şeyh Osman Nuri Hazretleri anne ve baba tarafından Seyyid olup, tasavvuf hayatındaki mürşidi Irak’ta meşhur mutasavvıflardan Şeyh Ömer Ziyaeddin hazretleridir. Mevlana Halid-i Bağdadi hazretlerinin halifesi olan Şeyh Osman Seraceddin hazretlerinin oğludur. Şeyh Osman Nuri hazretleri, mürşidi, Şeyh Ömer Ziyaeddin hazretlerine çok genç yaşlarda büyük bir manevi aşkla bağlanmış, gerek mürşidinin himmeti ve gerekse de kendisinin gayret ve çabaları ile çok kısa zamanda büyük manevi derecelere erişmiştir. Ömer Ziyaeddin hazretlerinin vefatı ile hayatının en büyük acısını yaşamı bu dayanılmaz acıya ve ayrılığı ancak, Şeyh Ömer Ziyaeddin hazretlerinin yerine geçen oğlu, Şeyh Muhammed Necmeddin hazretleri biraz olsun dindire bilmiş ve bundan sonraki manevi yolculuğu ise onun önderliğinde devam etmiştir. Şeyh Muhammed Necmeddin hazretleride, Babası Ömer Ziyaeddin hazretlenin kendisine yaptığı vasiyet gereği olarak, onun yetiştirip bir insanın gelebileceği manevi olgunluğun en yüksek mertebesine çıkartmıştır.

Böylece, mürşitlik makamına gelen Şeyh Osman Nuri Efendi Hazretleri, bu defada kendisi manevi önderlik görevini yüklenmiştir. Bütün bir ömrü savaşların ve yoklukların yaşandığı bir dönemde askerlik gibi zor bir mesleği severek yürütmek ve tüm çile ve zorluklarıyla tasavvufi hayatı hiç taviz vermeden yaşamak şeklinde geçirdi. Önüne çıkan her türlü güç şartlar, onu ne cephedeki düşmana karşı verilen savaşlardan yıldırmış ve nede iç alemindeki nefis mücadelesin ve maneviyat yolculuğunda asla geri döndürememiştir.

Şeyh Osman Nuri Efendi Hazretleri, Şeyh Ömer Ziyaeddin ve Şeyh Muhammed Necmeddin Hazretleri tarafından irşat edilip, mürşidlik makamına geldikten sonraki hayatında, bu defada kendisinin irşat faaliyetlerini sürdürmüş ve sayısız insana, Allah sevgisini, ibadet lezzetini, manevi huzura ve insan olmanın fazilet, sorumluluk ve muhabbetini yaşayarak öğrenmeleri yolunda büyük çabalar sarf etmiştir. Kendisini gören ve bugün hayatta olan yada vefat eden yakınları ve talebelerinin, Şeyh Osman Nuri Hazretlerinin sohbet, keşif ve kerametleri hakkında anlattıkları, kitapların alamayacağı kadar nihayetsiz olup, dinleyenleri hayretlere düşürecek böyle bir zatın bu asırda yaşayabileceğine dahi inanmamaktadırlar. İşte bu harikulade hallerinden dolayı kendisine zamanın Abdulkadir Geylanisi denilmektedir.

Şeyh Osman Nuri Efendi Hazretleri, askerlik mesleğinden emekli olduktan sonra, ara, ara gittiği Malatya’da, kendisini tanıyıp sevenlerin, ısrarı ve ilahi bir işaretle, 1931 yılında Malatya’ya göçerek oraya yerleşmiştir. Malatya’ya gidişlerinin birinde (1926) yılında daha sonra kendisinin halifesi olacak, Şeyh Ali Kara Hazretleri ile karşılaşır. O günlerde 26 yaşındaki Ali Efendi ile, Şeyh Osman Nuri Efendi arasında başlayan Mürşit, Mürit ilişkisi, kendisinin 1943 yılında Kasım ayının sonlarına doğru Yozgat şehrinde mecburi iskana tabi tutulması ve orada ahrete irtikaline kadar devam etmiş daha sonrada mürşitlik görevini kendi sağlığında halife makamında bulunan, Şeyh Ali Kara Hazretleri, 1971 yılına kadar sürdürmüştür.

Şeyh Osman Nuri Efendi Hazretleri, etkileyici sohbetleri ve kerametleriyle insanları etrafına toplamış ve onları halka, Hakka ve Devlete karşı en temiz ve güzel duygu ve düşüncelerle bezendirmiş, Cenab-ı Hakkın 20. asırda insanlık alemine gönderdiği en büyük bir armağandır.

Şeyh Osman Nuri Efendi Hazretleri, 1944 yılının 23 Ocak Tarihinde Yozgat’ta ahrete intikal etmiş olup, Yozgat’ın Sarıtopraklık kabristanlığında bulunan türbesi, yurdumuzun dört bir yanından gelen insanların ve sevenlerinin ziyaret edip, manevi şifa ve huzur bulduğu bir NUR ABİDESİDİR...

ŞEYH OSMAN NURİ ÖLMEZTOPRAK KİMDİR?

Şeyh Osman Efendi, 1881 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nun ve İslam medeniyetinin en önemli irfan kentlerinden olan Bağdat ilinin Süleymaniye kazasının Biyara köyünde dünyaya gelmiştir. Babası Bağdat Posta Telgraf müdürü Muhammet Emin Efendi, annesi Fehime Hanım'dır. Nesep itibarıyla Hz. Hüseyin (RA) ve Hz. Hasan'a (RA) ulaşan soyu dolayısıyla seyyittir.


İlk ve orta tahsilinden (öğreniminden) sonra İstanbul'da girdiği Harbiye mektebini bitirerek, mülazım (teğmen rütbesiyle orduya katılmıştır. Şark (Doğu) cephesi emrinde 1. Cihan Harbi'ne katılan Osman Nuri Efendi'nin savaş meydanlarında gösterdiği cesaret ve kahramanlıkları, yanında askerlik yapanlar tarafından büyük övgüyle nakledilmiştir. Daha sonra, çeşitli kıta hizmetleriyle devam ettirdiği 30 yıla yakın süren askerlik hayatını, kıdemli binbaşı rütbesiyle Elazığ Askerlik Şubesi başkanıyken noktalamıştır.

Tasavvuf hayatındaki mürşidi, meşhur mutasavvıflardan Mevlana Halit'in (KS) büyük halifesi Şeyh Osman Siraceddin (KS) hazretlerinin oğlu Şeyh Ömer Ziyaeddin (KS) hazretleridir. Şeyh Osman Nuri Efendi, Şeyh Ömer Ziyaeddin Efendi hazretlerine büyük biir manevi aşkla bağlanmış; gerek mürşidin yüce himmeti (yardımı), gerekse kendisinin gayretli mücadeleleriyle çok kısa zamanda büyük manevi derecelere erişmiştir. Seyr-i Suluk'u esnasında Şeyh Ömer Ziyaeddin (KS) hazretlerinin vefatıyla hayatının en büyük acısını yaşamıştır. Bu dayanılmaz acı ve ayrılığı ancak efendisinin yerine geçen kamil Şeyh Necmeddin (KS) hazretleri biraz olsun dindirebilmiştir. Bundan sonraki manevi yolculuğa ise onun önderliğinde devam etmiştir.

Şeyh Muhammet Necmeddin Hz. babasının kendisine yaptığı vasiyet gereği olarak, onu yetiştirip , bir insanın gelebileceği manevi olgunluğun en yüksek mertebesine çıkarmıştır. Böylece mürşitlik makamına gelen Osman Nuri Bağdadi Efendi bu defa da kendisi manevi hocalık görevini yüklenmiştir.

Bütün ömrü savaş ve yoklukların yaşandığı bir dönemde askerlik gibi zor bir mesleği yürütmek ve bütün çile ve zorlukları ile tasavvuf hayatını hiç taviz vermeden yaşamak şeklinde geçmiştir. İrşat faaliyetleri esnasında insanların; Allah C.C sevgisini, ibadet lezzetini ve manevi huzurunu yaşayarak öğrenmeleri için büyük çabalar harcamıştır.

1943 yılının Aralık ayında Malatya'dan Yozgat'a gelen bu büyük mürşit, büyük mutasavvıf, zamanın kutbu Şeyh Osman Nuri Bağdadi (KS) 40 gün gibi kısa bir süre içinde kendisini çevresine kabul ettirmiş, sevmiş, sevilmiştir. Vefatına yakın günlerinde "BENİ YOZGAT TOPRAKLARINA DEFNEDİNİZ" demiştir. Yozgat'ın kadir kıymet bilen halkı bu büyük misafirini, 40 günlük hemşerisini 23 Ocak 1944'de Çamlık altı mevkiinde, Sarı toprak mezarlığına defnetmiştir. Bu büyük mürşidin, halen dünyanın dört bir yanından gelip ziyaret edenlere kapısı açıktır. Manevi bir sultandır. Bu büyük insan dünyasını değiştirmesine rağmen kerametlerini hala göstermektedir. Allah C.C bu mübarek insanların yüzü suyu hürmetine bütün Muhammet ümmetini hidayet ve şefaatlerinden mahrum etmesin (Amin).

olağan üstü kerametlerinden bir kaç tanesi;

EVLİYALARIN HAZRETİ GAVS'TAN (r.a.) ÇEKİNMELERİ...
Hazreti Gavs-ül Bağdadi (r.a.) çok kahhar bir tecelli altında olduğundan, onu hem azametli, hem de çok korkulan yanına yaklaşılmayan biri yapmış... Allah ile (c.c) konuşması, azametli bir gavsullah oluşu, İsa (a.s.) gibi ölüleri diriltmesi, hiçbir şeyden çekinip korkmaması, ruhani eliyle dünyanın dört bir yanına himmetiyle dalması gibi pek çok sırdan dolayı evliyalar, veliler onu gördüklerinde bu kahhar tecellinin azametinden kaçışırlarmış... Müritlerince nakledilen bir olayda Hazreti Gavs (r.a.) birgün Diyarbakır'daki bir şeyhi ziyaret etmiş. Sohbetleri sırasında o şeyhin bir müridi manen bitkin, takatsiz bir halde yanlarına gelince şeyhi: “Ne oldu oğlum sana?” demiş... O mürit: “Şehirden geliyordum. Karşıdan Kürt Celal lakaplı bir evliya geliyordu. İçimden hep müritlerini vurup helak ediyor. Keşke böyle yapmasa dedim... Tam yanından geçerken, “vaktine hazır ol!” diyerek himmetiyle beni vurup helak etti,” demiş... O, kahhar gücüyle Diyarbakır'da cami minarelerini ruhani eliyle salladığı söylenen bu dehşetli evliyanın müridine yaptığı hareket karşısında ne yapacağını şaşıran şeyhi sessiz kalmış. Çünkü ona ruhani gücü yetmiyormuş. Bu arada Gavs-ül Bağdadi Şeyh Osman Nuri (r.a) bu duruma oldukça öfkelenmiş... O müride şeyhinin perişan ve şaşkın bakışları arasında şöyle haykırmış: “Oğlum... Var git Kürt Celal'in tekkesine... Karşısında dur... Kürt Celal vaktine hazır ol,” de... Kabe'yi rabıta et... Gerisine karışma... Öylece rabıtada kal!” demiş... Mürit şeyhin müsadesiyle Kürt Celal lakaplı o dehşet ve kahhar evliyanın tekkesine gelmiş. Karşısında vurduğu müridi görünce Kürt Celal: “Niye geldin?” diye çıkışmış... O mürit: “Kürt Celal vaktine hazır ol!” demiş ve söylendiği gibi rabıtaya dalmış... Bir müddet öyle kaldıktan sonra gözlerini açmış... Kürt Celal mosmor olmuş, güçlükle nefes alıp veriyormuş... Ölümcül bir duruma gelmiş... O mürit, Şeyh Osman Nuri-yi Bağdadi'nin yanına koşup olanları anlatmış. Şeyh Osman Nuri (r.a.): “Şeyhim Necmedddin'in (r.a.) ruhaniyatı onun hayat yaprağını kuruttu. Rabıtada kalsaydın o boğulup ölürdü demiş...

Bir rivayette Kürt Celal lakaplı o evliyanın ilmi de gitmiş... Affı için Şeyh Osman Nuri'ye (r.a.) yalvarmış... Şeyh Osman: “Allah (c.c.) sana bu ilmi verdi ki onu bunu vurup helak mı edesin!” diye o evliyayı azarlamış. Evliyalığına ait sırlarını almış ona tekrar vermemiş. Buna benzer yüzlerce olayda hem halifelerinden hem müritlerinden, hem de diğer yollardan sille vurduğu evliyalar olmuş... Seyyid Hakim Arvasi (r.a.), Alvarlı Efe Hazretleri (r.a.) gibi pek çok evliyaullah “O, Arap şeyhin vesileliğiyle bizler Allah'ın (c.c.) nurunu alıyoruz...” diyerek Şeyh Osman Nuri-yi Bağdadi'yi (r.a.) metheden sözler söylemişlerdir... Ona derin bir sevgi duymuşlardır... Bütün bunların en doğrusunu bilen Rahman'dır...

DÜNYAYA GELMEDEN ÖNCEKİ TASARRUFLARI...
Hazret-i Gavs Şeyh Osman Nuri-yi Bağdadi (r.a.) bir rivayette bu olayın tanığı olan gelinlerinin anlattıklarından hareketle şöyle bir olayı aktarmıştır: “Şeyhi ziyarete seksen, doksan yaşlarında bir teyze gelmişti. Şeyh oğluyla içeriye girdi. Bu arada o köylü kadın yüzünü peçeyle örtüp, neredeyse yerlere yapıştı.” Şeyh: “Teyze biz de senin oğlun yaşındayız. Bizden ne mahcup olursun!” dedi.. Kadın mahcubiyetinden neredeyse yere yatacaktı. Şeyhe çay getirdik. Çayı üzümle içiyordu. o yıllarda şeker çok az bulunan bir şeydi. Ve konuşmaya başladı... Teyze sen on beş on altı yaşlarındaydın... Hava sıcaktı... Damda yatıyordun... Birdenbire zikir sesi duydun ve uyandın... Hz.Nebi (s.a.v), Al ve Ashabı, Ricalül Gayb Erleri zikrederek geçiyorlardı... Sen onları gördüğünde dehşetten bayılacak gibi oldun...” demiş... Bu esnada teyze hayretle yerinden doğrulup yüzünü açarak şeyhe bakmaya başlarken şeyh devam etmiş: “Kendini kaybedip tam aşağı düşecekken bir gaybi el seni tuttu... Yerine koydu...” dedi ve gülerek sustu. Kadının hayretten ağzı açık kalmıştı. Şeyhe çok dikkatli bir şekilde baktı... Baktı... Ve haykırdı: “O beni tutan kişi sendin, aman Allah'ım sendin!” diye ağlamaya başlarken, Şeyh Osman Nuri-yi Bağdadi (r.a.): “Evet... O bizdik...” diyerek gülümsedi. (Bu olay olduğunda Hazret'i Gavs'ın (r.a.) o kadınla aynı yaş diliminde olmadığı, aşağı yukarı 30-40 sene önce dünyaya gelmeden ruhaniyatıyla bu tasarrufu yaptığı oldukça açıktır.) Sonra çayını bitirip odasında kendini bekleyen ihvanlarının yanına gitmiş...[
bu yazı alıntıdır.



--------------------

544
0
0
Yorum Yaz