bismillahirrahmanirrahimCenab-ı Hakk'ın 21. yüzyılda gönderdiği aşıklar sultanı, marifet nurunun aynası gönüllerde ebediyete kadar ölmezlik sırrına eren büyük velilerdendir. İnsanları Hakk'a davet eden, onlara doğru yolu gösteren, hakiki saadete kavuşturan büyük alim ve velilerdendir. 1900 (H. 1254) yılında Malatya ili Akçadağ kazasının Aşağı Örüşkü köyünde dünyaya geldi. İsmi Ali'dir. Babasının ismi Ali Seyyidi Efendi, annesinin ismi Fatıma Hanım'dır. 29 Nisan 1971 (H. 1325) senesinde irtihali dar-ı beka eylemiştir.

Şeyh Ali Kara küçük yaşta bulunduğu çevresindeki alimlerden zahiri ilimleri öğrendi. İlimde ve içinde bir aşk vardı ki, askerde iken Şeyh Osman Nuri Bağdadi hazretleriyle tanıştıktan sonra bu büyük zatla mürid ve mürşid ilişkisi 18 sene sürdü. Şeyh Ali Kara hazretleri, Şeyh Osman Nuri Bağdadi hazretleri ile nasıl tanıştığını şöyle anlatmıştır: "Bir gün askerde iken çarşı iznine çıktığımda namazı kılmak için camiye girmiştim. Şeyh Osman Nuri Bağdadi hazretleri gerçek aşk ile Kuran-ı Kerim okuyordu ki, ensesinin üzerinde bir nur peydah oldu. Mübareğin cemaline baktıkça kendimden geçtim. Sanki bir genç kıza vurulmuş gibi aşık oldum. Namaz kılındıktan sonra dışarı çıkınca hemen beklemeye başladım. Mübarek dışarı çıkıp bir oturak üzerine oturdu. Gittim elini öptüm.

Şeyh Osman Nuri Bağdadi hazretlerinden ders istedim. Mübarek ismimizi sordu, "Ali" dedim. "Oğul biz Ali'leri severiz, ama sen git istihare yap gel," dedi. Gittim istihare yaptım. Rüyamda Şeyh Osman Nuri Bağdadi Hazretlerinin, Cenab-ı Hakk'ın izniyle ve himmetleri sayesinde deftere yazıldıgımızı ve yükseklere cıkarıldığımızı gördüm. Bunları mübareğe anlattım. O günden itibaren Şeyh Osman Nuri Bağdadi hazretleriyle tasavvuf yoluna başladım," demiştir.

Bundan sonra gerçek bir aşkla, Şeyh Osman Nuri Bağdadi Hazretlerine tam teslimiyetle bağlanmıştır. Teslimiyet müridin mürşide madde ve manası ile teslim olması demektir. Maddde de her şeyini ona vermesi ve onun yoluna baş koyması, manada ise varlığının her zerresinde O'nu görmesi demektir. Esasen "Fena Şeyh" denilen mürşidde yok olma makamıda budur. Öyle bir haldir ki nasıl damlayi ummandan ayırmak mümkün değilse müridi de mürşidinin varlığından ayırmak mümkün değildir. Tasavvufla ilgili bütün yazılan eserlerde ise teslimiyet su vecizle vurgulanır. "Teslimiyet, müridin mürşidine, gassalın elindeki meyyit gibi teslim olmasıdır." Bu hal zuhur edince neden, nasıl, niçin, niye vs. gibi sorular ortadan kalkar, söylenen sözlere gönül kapıları açılır. Verilen emirler anında yerine getirilir. Müridin mürşidine teslimiyetinin neticesinde mürşidine karşı sonsuz bir muhabbet devri açılır.

18 yıl boyunca Şeyh Osman Nuri Bağdadi hazretlerinin yüksek teveccühleriyle seyri sülukunu tamamlamıştır. Şeyh Osman Nuri Bağdadi hazretleri hiçbir dilin izah edemeyeceği kadar büyük bir manevi makam ve derecelere cıkarmıştır. Şeyh Osman Nuri Bağdadi hazretlerinin sağlığında iken insanlari irşadla görevlendirmiştir. Şeyh Osman Nuri Bağdadi hazretlerinin 1943 (H 1297) yılında Yozgat'a gidip 23 Ocak 1944 )H 1298)'de vefatından sonra onun görevini tamamen devralarak manevi irşad hizmetine devam etmiştir.

Şeyh Ali hazretleri, yaşadığı zaman içinde yar, ağyar herkesin sevgisini ve takdirini kazanmış bir zattır. Onun insana cümle yaratılmışa gösterdigi şefkat merhamet ve sevgi duygusunun yüceliği hiçbir dilin vasıf edemeyeceği kadar büyüktür. Seyri süluku sırasında Hakk Teala tarafından sürekli belalarla sınandı. Takdire gösterdiği rıza aklın ve havsaların ötesinde bir tahammül şah eseridir. Hiçbir zaman tevazusunu terk etmedi. Daima kul olduğunun bilinciyle bir derviş gibi yaşadı. Dünya durdukça sultan olarak anılacaktır.

Şeyh Ali Kara hazretleri için, İlahi sevgi duygusunun yüceliği ile zamanın Yunus Emre'si manevi kemali ve aşkı ile devrinin Mevlana Celaleddin'i, yaptığı riyazet, ibadet ve insani irşad ehli yapan kuvvetli sohbet ve kerametleri ile asrının Muhammed Bahaeddin Nakşibendisi dersek belki biraz olsun onu anlatmaya calışmış oluruz.

Tum hayatını en büyük düşmanlarımız olan nefis ve şeytanın hilelerini anlatmak ile tevhidin inceliklerini öğretmeye yönelik söz ve sohbetle geçirdi. Etrafında toplanan insanların Cenab-ı Allah'a insanlığa ve devletine sevgi ve muhabbetle bakan irfan ehli insanlar olarak yetişmeleri için büyük çabalar sarfetti. Sayısız insana kendini sevdirdi ve manevi müşküllerine yardımcı oldu.

Hayatı tümüyle örnek alınacak, alındığında ise her iki dünyada mesut bahtiyar olunacak bir nur abide şahsiyetidir.

Hakiki imana kavuşan kimseler, Allahu Teala'nın himayesinde olurlar. Hakikate vasıl olmuşlardır. Bunlar hakkında hadis-i kutside buyuruldu ki: "Evliyam, kubbem (örtüm) altındadır. Onları benden başkaşı tanımaz. Bunların halleri, halkın anlayışlarına sığmaz. Halkın bunlar hakkında bildikleri, benzetme ve temsilden öteye geçmez. Bunlar öyle bir kafiledir ki, Allahu Teala'ya verdikleri ahde vefa gösterirler." Hadis-i şerifte buyuruldu ki: "Allahu Teala'nın öyle kulları vardır ki, kalbleri güneşten daha parlak, fiilleri (amelleri) peygamberlerin amelleri gibidir (yani kerametleri vardır). Onlar, Allah katında şehidler mertebesindedirler."

Başka bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: "Size bir kavim bildiriyorum ki, onların Allah katında mertebeleri benim gibidir. Ancak onlar, peygamber, şehidler değildir. Enbiya ve şüheda onlara gıpta ederler. Onlar birbirine Allah rızası için muhabbet ederler."
Bir hadisi şerifte ise "İnsanlar üç kısımdır. Birinci kısım, hayvanlara benzer, ikinci kısım meleklere benzer, üçüncü kısım peygamberlere benzer." buyuruldu. Birinci kısımda olanların maksadı, hayvanlar gibi yeyip içmektir. Bunlar hakkında A'raf suresinin 179. ayeti kerimesinde mealen buyuruldu ki: "onlar dört ayaklı hayvanlar gibidir. Belki daha da aşağıdırlar." ikinci kısımdakilerin maksadı melekler gibi tesbih, namaz, oruç gibi ibadetlerdir. Üçüncü kısım insanların hizmeti, maksadi aşk-ı ilahi, rızayı Bari, muhabbetullah ve Allahu Teala'ya teslim olmaktır.

Şeyh Osman deyince akla Şeyh Ali, Şeyh Ali deyince akla Şeyh Osman gelir. Şeyh Osman Nuri Hazretleri şöyle buyurmuştur: "Biz bir elmanın yarısıyız." Diğer bir sözünde ise; "Ali'ye gitmeyen bana gelmesin," demişlerdir. Şeyh Osman Nuri Bağdadi hazretlerinin ciğer paresi kızı Fatma Nur Sadiye'nin ifadeleriyle "babamı kimse layıkıyla anlayamamıştır. Birazcık olsun Şeyh Ali Hazretleri anlayabilmiştir." Şeyh Osman Nuri Bağdadi hazretleri ise; "Allah (c.c.) beni Ali için Bagdat'tan buralara gönderdi," buyurmuşlardır. Şems'in Mevlana için gönderildiği gibi...

Her halife Şeyhine bağlılığı, sevgisi ve övgüsüyle tanınır. Ancak Şeyh Ali hazretleri Şeyh Osman Nuri Bağdadi Hazretlerine bağlılığı bir başkadır. Şeyhini her ziyarete gidişinde olabildiğince içinde maddi ve manevi sevgi ve bağlılıktan ve saygıdan başka birşey götürmemeye gayret, özen gösterirdi. Üç gün önceden yemeyi içmeyi bırakır, bağırsaklarını boşaltırdı. Bunu Gotan Gölü köyünden Kara Baba adlı bir derviş arkadaşı şöyle anlatır: "Şeyh Ali hazretleri ile Şeyh Osman Nuri Bağdadi hazretlerinin ziyaretine gitmek için hazırlandık. Yola çıkarken Ali Efendi'nin hanımı bana gizlice yiyecek paketi verdi ve yolda "bunu Ali Efendi'ye yedir, üç gündür birşey yemiyor, aç," dedi. Bir su başında öğlen namazı için mola verdik, ben yiyecekleri çıkardım. Şeyh Ali Efendi; "Sen karnını doyur, ben tokum," dedi. Israr edince de; "Biz kimin ziyaretine niçin gidiyoruzç Midemizde bağırsaklarımızda dünya nimeti ve pisliği ile mi çıkalım," diye sitem etti. Efendisinin huzuruna böylesine temiz çıkmaya çalışan bir veli namzeti elbetteki büyük makamlara erecek ve çevresine ilim, irfan ve islami ahlakı saçacaklardır.

Şeyh Ali hazretleri teslimiyet ve saygıda rekor derecesinde efendisine bağlanmış ve aldığı ikram, erdiği derece ve makamları verdiği güç ile oldukça ilkel olan çevresinde İslam ahlakını tam anlamıyla ve severek, kendisi de manevi yaşantısı tam olgunluk yaşayarak insanların kalblerine cebab-ı Allah'ın ve Resulunun sevgisini nakşetmiştir.

Şeyh Ali Kara hazretleri, dünyasını değiştirdiği halde gösterdikleri keşif ve kerametleri, dilden dile, gönülden gönüle söylenmektedir. Bütün Allah dostlarının kerametleri anlatmakla bitmez ve kitaplara sığmazlar.

Şeyh Ali Kara hazretlerinin şu sözlerini ilave edelim; "Keramet, suyun üstünde post serip namaz kılmak, kuşlar gibi havada uçmak, şiş vurmak, kelle kesip yerine koymak değildir. Kerametin en büyüğü kalblere Allah ve Muhammed (sav) sevgisini muhabbetini yerleştirmektir. Insanı gerçek iman sahibi edip, kemale erdirmektir."

Şeyh Ali Kara hazretleri, bir gün bir yere gidiyordu ki, o zaman bende cift sürüyordum. Mübarek selam verdi ve biraz yanımda durdu. Allahu Teala hazretlerinin büyüklüğünü ve peygamber efendimizin sevgisini anlattı. "Oğul" dedi, "Çift sürerken öküzlere Ho Ho dersen gider, Hu, Hu, Hu, desen de gider." diye buyurdu ve arkasından; "Şu yalancı dünyada bulunduğunun kıymetini bilmelidir. Her zaman Allahu Teala'nın emir ve yasaklarına uymalıdır. Peygamber efendimizin sünnet-i seniyyesine sımsıkı bağlanmalıdır." diye buyurdu.

1971'de dünyasını değiştirdiğinde bulunduğu Akçadağ ilçesi emniyet teşkilati bunu şu itirafı ile dile getirmiştir: "Olan bize oldu Şeyh Ali Efendi'nin varlığı ile çevrede yıllardır hiçbir olay olmamış adete kurt kuzu ile birlikte dolaşır olmuştu."

Şeyh Ali Hazretleri 29 Nisan 1971 (H 1325) senesinde vefat etmiştir. Doğduğu ve yaşadığı Malatya ili Akçadağ kazası Aşağı Örüşkü köyündeki türbesi, dünyanın her tarafından gelen ziyaretçi ve sevenlerinin ziyaret ettiği bir huzur ve nur abidesidir. Manevi irşadi devam etmektedir. Muhip ve müridani artarak dergaha hizmet etmektedir.

Cenab-ı Allah razı olsun. Sırlarını takdis eylesin ve bizleri feyizlerinden bereketlerinden faydalandırsın ve Cenab-ı Mevla şu aciz kulunu ve cümlemize kabirlerini ziyaret etmeyi nasib eylesin. amin bihurmetil taha veyasin sadakallahilazim
ali kara hz.türbesi