olmak istediğim yer

2012-12-20 00:47:00
olmak istediğim yer |  görsel 1
olmak istediğim yer |  görsel 2
olmak istediğim yer |  görsel 3

Devamı

hazreti peygamberimizin hayatı kısa özet

2012-12-20 00:22:00

Kısaca HzMuhammedin Hayatı kısa ve öz Sevgili Peygamberimiz 20 Nisan 571 Pazartesi günü Mekke’de doğdu Babası Abdullah, annesi Âmine, dedesi Abdülmuttalip, büyük babası Vehb, babaannesi Fatıma, anneannesi ise Berre’dir Doğduktan sonra 4 yaşına kadar sütannesi Halime’nin yanında, bundan sonra 2 yıl boyunca da annesi Amine’nin yanında kaldı6 yaşında iken annesi onu akrabalarıyla tanıştırmak ve babası Abdullah’ın kabrini ziyaret etmek için Medine’ye götürdü Hz Âmine, kocası Abdullah’ın kabrini ziyaret etmiş, Hz Peygamber de Neccaroğulları’ndan Akrabasıyla tanışmıştı Âmine dönüşte Ebva denilen yerde hastalanıp vefat etti ve orada toprağa verildi Bu sırada yolculukta kendileriyle birlikte olan Ümmü Eymen onu Mekke’ye ulaştırdı ve dedesine teslim etti 6 yaşından 8 yaşına kadar dedesi Abdulmuttalib’in yanına kaldı O da ölünce, vasiyeti üzerine amcası Ebu Talib’in evine taşındı Ebu Talib, Peygamber Efendimizin babasıyla hem baba hem de anne gibi kardeşti 13 yaşından itibaren amcaları ile birlikte ticarete atıldı Uzun bir süre bu işle meşgul oldu ve bu alanda doğrulukla, dürüstlükle tanındı Henüz 20 yaşında iken hırsızlık, gasp, eşkıyalık, zulüm ve haksızlıklara karşı bir tedbir almak amacıyla bazı Mekkelilerin oluşturduğu Hılfulfudül adlı kuruluşa katıldı ve etkili bir üye olarak görev yaptı 25 yaşına geldiğinde Hz Hatice ile evlendi Hz Hatice bu esnada kırk yaşında idi ve onunla evlenmeye karar verişinde Sevgili Peygamberimiz “el-Emin: Güvenilir, dürüst” olarak tanınması birinci derecede rol oynamıştı 35 yaşına geldiğinde Ka’be hakemliği yaptı; Ka’be’nin tamiri sırasında Haceru&rsq... Devamı

acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür” tarikidir.

2012-10-22 15:43:00

  Bu küçücük zeylin büyük bir ehemmiyeti var. Herkese menfaatlidir. Cenab-ı Hakka vasıl olacak tarikler pek çoktur. Bütün hak tarikler Kur’an‘dan alınmıştır. Fakattarikatlerin bazısı, bazısından daha kısa, daha selametli, daha umumiyetli oluyor. O tarikler içinde, kàsır fehmimle Kur’an’dan istifade ettiğim “acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür” tarikidir.   Evet, acz dahi, aşk gibi, belki daha eslem bir tariktir ki, ubudiyet tarikiyle mahbubiyete kadar gider. Fakr dahi Rahman ismine isal eder. Hem şefkat dahi, aşk gibi, belki daha keskin ve daha geniş bir tariktir ki, Rahim ismine isal eder. Hem tefekkür dahi, aşk gibi, belki daha zengin, daha parlak bir tariktir ki, Hakimismine isal eder. Şu tarik, hafi tarikler misillü, “letaif-i aşere” gibi on hatve değil; ve tarik-i cehriye gibi “nüfus-u seb’a” yedi mertebeye atılan adımlar değil; belki Dört Hatveden ibarettir. Tarikatten ziyade hakikattir, şeriattir.   Yanlış anlaşılmasın; acz ve fakr ve kusurunu Cenab-ı Hakka karşı görmek demektir. Yoksa onları yapmak veya halka göstermek demek değildir.   Şu kısa tarikin evradı, ittiba-ı sünnettir; feraizi işlemek, kebairi terk etmektir. Ve bilhassa, namazı tadil-i erkanla kılmak, namazın arkasındaki tesbihatı yapmaktır.    Birinci Hatveye  “Nefislerinizi temize çıkarmayın.” Necm Suresi, 53:32.ayeti işaret ediyor. İkinci Hatveye “Allah’ı unutanlar gibi olmayın ki, Allah da onlara kendi nefislerini unutturmuştur.” Haşir Suresi, 59:19. ayeti işaret ediyor. Üçüncü Hatveye  “Sana her ne iyilik erişirse A... Devamı

hilye'i şerif

2011-04-10 15:08:00

Hazret-i Ali (keremallâhü veche), Hazreti Peygamber sallallâhü aleyhi vesellemi vasfettiği zaman, şöyle buyurdu: Hazreti Peygamberin boyu ne çok kısa, ne de çok uzundu, orta boyluydu. Ne kıvırcık kısa ne düz uzun saçlı; saçı, kıvırcıkla düz arasında idi. Değirmi (yuvarlak) yüzlü, duru beyaz tenli, iri ve siyah gözlü, uzun kirpikliydi. İri kemikli ve geniş omuzluydu. Göğsü, ortadan karnına kadar kılsızdı. İki avcu ve tabanları dolgundu. Yürüdüğü zaman, sanki yokuş aşağı iner gibi rahatlıkla ilerlerdi. Sağına ve soluna baktığında bütün vücuduyla dönerdi. İki omuzu arasında "Nübüvvet Mührü" vardı. Bu Onun sonuncu peygamber oluşunun nişanesi idi. O, insanların en cömert gönüllüsü, en doğru sözlüsü, en yumuşak huylusu, en arkadaş canlısıydı. Kendilerini ansızın görenler Onun heybeti karşısında sarsıntı geçirirler, fakat üstün vasıflarını bilerek sohbetinde bulunanlar ise, Onu herşeyden çok severlerdi. "BİZ SENİ ANCAK ALEMLERE RAHMET OLSUN DİYE GÖNDERDİK" Hz. Ali'nin radiyallahü anh'ın beyanına göre Peygamberimiz Efendimiz aleyhissalât-ü vesselâm: * Uzuna yakın orta boylu, iri kemikli, iri yapılı, güçlü kuvvetli ve yakışıklı bir insandı. * Cildi yumuşak, teni kırmızıya çalan beyazdı. * Kirpikleri siyah ve uzundu. * Gözleri kara ve büyükçe idi. * İki kaşının arası açık, fakat kaşları birbirine yakındı. * Saçları ne dümdüz ne de kıvırcıktı. * Sakalı sık ve bir tutamdı. * Büyük başlı ve hilâl kaşlıydı. * Alnı yüksek, burnu çekme, boynu uzun, göğsü genişti. * Karnı ile göğsü bir idi, şişman değildi. Zayıf da değildi, sıkı etliydi. * Ayaklarının ... Devamı

peygamberimizin mi'racı

2010-05-17 12:09:00

  Mi’racın semeratı ve faydası nedir?                     Elcevab: Şu şecere-i tûbâ-i maneviye olan Mi’racın beşyüzden fazla meyvelerinden nümune olarak yalnız beş tanesini zikredeceğiz.         Birinci Meyve: Erkân-ı imaniyenin hakaikını göz ile görüp, melaikeyi, Cennet’i, âhireti, hattâ Zât-ı Zülcelal’i göz ile müşahede etmek; kâinata ve beşere öyle bir hazine ve bir nur, ezelî ve ebedî bir hediye getirmiştir ki: Şu kâinatı, perişan ve fâni ve karmakarışık bir vaziyet-i mevhumeden çıkarıp, o nur ve o meyve ile, o kâinatı kudsî mektubat-ı Samedaniye, güzel âyine-i cemal-i Zât-ı Ehadiye vaziyeti olan hakikatını göstermiş. Kâinatı ve bütün zîşuuru sevindirip mesrur etmiş. Hem o nur ve o meyve ile beşeri müşevveş, perişan, âciz, fakir, hacatı hadsiz, a’dası nihayetsiz ve fâni, bekasız bir vaziyet-i dalaletkâraneden o insanı o nur, o meyve-i kudsiye ile ahsen-i takvimde bir mu’cize-i kudret-i Samedaniyesi ve mektubat-ı Samedaniyenin bir nüsha-i câmiası ve Sultan-ı Ezel ve Ebed’in bir muhatabı, bir abd-i hassı, kemalâtının istihsancısı, halili ve cemalinin hayretkârı, habibi ve Cennet-i bâkiyesine namzed bir misafir-i azizi suret-i hakikîsinde göstermiş. İnsan olan bütün insanlara, nihayetsiz bir sürur, hadsiz bir şevk vermiştir.         İkinci Meyve: Sâni’-i Mevcudat ve Sahib-i Kâinat ve Rabb-ül Âlemîn olan Hâkim-i Ezel ve Ebed&rsquo... Devamı

rahmet peygamberi muhammedilemin

2010-05-14 14:21:00

1- O, dedesi Hz. İbrahim'in duası, Hz. İsa'nın müjdesiydi. 2- O, kendisinden bahsederken “Ben Muhammedim” buyururdu. 3- Diğer bir ismi Mahi'dir. Zira Allah onunla batılı ve küfrün karanlığını gidermiştir. Mahi; kötülüğü yok eden, gideren demektir. 4- O, cahiliye dönemin de bile -Peygamber olmadan önce de- hiçbir puta tapmadı. 5- Hayatında -Peygamberlikten önce de- hiç içki içmedi. 6- Vahiy almadan önce, apaydınlık rüyalar görürdü. Gördüğü rüyalar sonra çıkardı. 7- İlk zamanlarda -Peygamberlikten önce- yalnızlığı severdi. Hira'ya çekilir, orada kendince ibadet ederdi. İlk vahyini (Alak'ı) orada aldı. 8- Görenleri etkileyen bir görüntüsü vardı. O'nu gören kendine çekidüzen verme ihtiyacı duyardı. 9- Üzerinde daima parlak bir ışık yüzünü aydınlatırdı. 10- Ne garipsenecek kadar uzun, ne de kısaydı. Orta boyluydu. 11- Başı büyükçeydi. 12- Yüzü parlak beyazdı. 13- Sakalı genişçeydi. 14- Ağzı dengeli genişlikteydi. Hitabet gücü çok fazlaydı. 15- Yanakları yüzüne uygun yapıdaydı. 16- Göğsü ve karnı aynı seviyedeydi. Göbeği yoktu. 17- Boynu uzun ve güzeldi. 18- Sakal ve bıyıktaki beyaz tüylerin çekilip alınmasını hoş karşılamazdı. 19- Saç ve sakalındaki beyaz tüyün sayısı 20 civarındaydı. 20- Tatlı ve güzel bir yüzü vardı. 21- Yüzü dikdörtgen değil, yuvarlak -dairemsi- bir yapıya daha yakındı. 22- Göz uçları uzundu. 23- Avuç içi uzundu. Bu özelliği cömertliğine işaret sayılmıştır. 24- Yürürken sakin, vakur yürürdü. Dönerken bütün v&uu... Devamı

islamdan önce araplar cahiliyet devri

2010-05-07 15:52:00

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Arap yarımadasının Hicaz bölgesinde, Mekke şehrinde doğdu. O'nun hayâtını ve insanlık târihinde yaptığı büyük inkılâbı kavrayabilmek için, yaşadığı asırda Arabistan'ın genel durumunun ve Arapların yaşayışlarının, ana hatları ile de olsa, bilinmesinde fayda vardır. İslâmiyet'ten önce Araplar, henüz millet hâline gelemedikleri için; kabîleler hâlinde yaşıyorlardı. Her kabîle, diğerlerinden ayrı bir devlet gibiydi. Kabîle başkanına "Şeyh" deniyordu. Hicaz ve Yemen bölgelerinde bazı şehirler kurulmuşsa da, genellikle çöllerde çadır ve göçebe hayâtı geçiriyorlardı. Hicaz bölgesinde üç önemli şehir, Mekke, Yesrib (Medine) ve Tâif'ti. Mekke'de Kureyş Kabîlesi, Tâifte Sakîf Kabîlesi, Yesrib (Medine) de Evs ve Hazreç adlı Arap kabîleleri ile Kaynukaoğulları, Nadîroğulları ve Kurayzaoğulları olmak üzere üç yahûdi kabîlesi bulunuyordu. Diğer kabîleler genellikle göçebe idiler. Kabîleler arasında kan davası ve sınır anlaşmazlıkları gibi sebepler yüzünden savaş eksik olmazdı. Yalnızca yılın dört ayında (Muharrem, Recep, Zilka'de ve Zilhicce aylarında) harbetmezlerdi. Bu aylara "eşhür-i hurum"(1) (savaşılması, kan dökülmesi haram olan hürmetli aylar) denir. Bu esnâda, bütün kabîleler güvenlik içinde seyâhat edebildikleri için, genellikle büyük panayırlar bu aylarda kurulurdu. Mekke'nin hâkimi, Kâbe ve civârındaki putların koruyucusu oldukları için Kureyş kabîlesi, diğer bütün kabîlelerden saygı görürdü. Bu sebeple Kureyşliler, senenin her mevsiminde diledikleri yere sey&acir... Devamı

dini resimlerim

2010-04-21 17:09:00
dini resimlerim |  görsel 1
dini resimlerim |  görsel 2
dini resimlerim |  görsel 3
dini resimlerim |  görsel 4
dini resimlerim |  görsel 5
dini resimlerim |  görsel 6

resimler düşünceler Devamı

rahmet peygamberi hz.muhammedmustafa

2010-03-05 10:00:00

PEYGAMBER EFENDİMİZ HZ. MUHAMMED (S.A.V)' in HAYATI Hz.Peygamber (s.a) kayıtsız şartsız yeryüzü halkının neseb yönünden en hayırlısıdır. Nesebinin şerefi en yüksek doruk noktasındadır. Buna düşmanları bile şahitlik ederlerdi. Bu yüzden düşmanı olan Ebu Sufyan, Bizans hükümdarının huzurunda bu şekilde tanıklıkta bulunmuştu. En şerefli kavim onun kavmi, en şerefli kabile onun kabilesi ve en şerefli aile onun ailesidir. Habibullah (sav), Mekke'de, Rebi'ül-evvel ayının onkinci Pazartesi gecesi sabaha karşı dünyaya gelmiştir (M.570). Böylece, Hz.Adem'den beri devam ede gelen peygamberlik nuru sahibini bulmuş oldu. Babası Abdullah, Peygamberin doğumun dan iki ay önce vefat etmiştir. Annesi Vehb kızı Amine, doğumunda diğer kadınlar gibi eziyet çekmemiş, hatta ağırlık bile hissetmemiştir. Hamileyken, bir gece rüyasında tanımadığı bir kimse gelip; "Sen alemlerin hayırlısına hamilesin; doğduğunda adını Muhammed koy", diye ikaz bulunmuş; doğum anında da heybetli bir ses duyarak irkilmiştir. Ne zaman ki Muhammed vücuda geldi; baktım, mübarek başını secdeye koydu; ellerini kaldırdı, duada bulundu", şeklinde anlatıyor. Hz. Muhammed (s.a.v) sünnetli doğmuştur. Doğduğunda sırtında ve omuzunda peygamberlik mührü vardı. Doğumuna arz şehadet etmiştir. * Resulullah (s.a.v) doğduğu gece, yeryüzünde bir çok put düşüp kırılmıştır. * İran hükümdarı Kisrai kemerli bir saray yaptırmıştı. On dört kulesi vardı. O gece kulelerin bütün şerefeleri yıkılmıştır. O zaman Araplar arasında adet olduğu üzere, çocuğun süt anneye verilmesi kararlaştırıldı. Ancak hiçbir sütanne, yetim bir çocuğu almak istemiyordu. Bu arada amcası Ebu Leheb'in cariyesi Süveybe, çocuğu bir müddet emzirdi. Kardeşinin oğlunun doğumuna sevinen Ebu Leheb'in, onun... Devamı

veda hutbesi

2010-02-17 13:30:00
veda hutbesi |  görsel 1

  Veda Hutbesi   Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamiyacağim. Peygamberimiz Hz. Muhammet (s.a.s.) Vedâ haccında, 9 Zilhicce Cuma günü zevâlden sonra Kasvâ adlı devesi üzerinde, Arafat Vâdisi'nin ortasında 124 bin Müslümanın şahsında bütün insanlığa şöyle hitabetti.   Bismillahirrahmanirrahim "Hamd Allah'a mahsustur. O'na hamdeder, O'ndan yardım isteriz. Allah kime hidâyet ederse, artık onu kimse saptıramaz. Sapıklığa düşürdüğünü de kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki; Allah'dan başka ilâh yoktur. Tektir, eşi, ortağı, dengi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve Rasûlüdür. "   Ey İnsanlar!   Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedî olarak bir daha berâber olamayacağım.   İnsanlar!   Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay, bu şehriniz Mekke nasıl kutsal bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, nâmus ve şerefiniz de öylece mukaddestir; her türlü tecâvüzden masûndur.   Ashâbım!   Yarın rabbınıza kavuşacaksınız. Bugünkü her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birb... Devamı